Göç ve Göçün sosyolojik, psikolojik ve tıbbi etkileri

Göç   Dünyada yeni bir fenomen değildir. Göçün tarihi insanlık tarihi kadar  eskidir. Birçok insan  kendi ülkelerini terk ederek  başka  yerlere göç ediyor.  Özellikle 20. Ve  21. Yılında  göç  önemli bir olgu oldu.  Çünkü  iki Dünya  savaşı oldu ve bu savaşların  sonucu insanların  göç  etmesine  sebep  oldu. Bunun yanında 20. Yüz  yılında Doğu Avrupa ve  Orta Doğuda oluşan global  politik ve   ekonomik değişiklikler de göçün  artmasına  sebep  olmuştur.  Diğer göç sebeplerinden biri de; politik  ve  ideolojik düşüncelerinden  dolayı kendi ülkesinde yaşama şansı az veya  hiç olmamasıdır. 20 ve  21  yüz yılların  oluşan  tabiat  felaketleri de  göçe  neden  olmuştur. Göç süreçleri  kompleks bir süreçtir.  Bu yalnız göç edenleri  etkilemez,  aynı zamanda  göç ettikleri ülkeleri ve  oradaki insanları da  etkiler.

Göçün birçok  nedeni vardır. Eisenstadt göçün nedenlerini üç ayrı başlıkta toplamıştır. Bunlar  şunlardır:

  1. Göçmenlerin ve  göçmen  ailelerin fiziksel varlığı  yaşadığı ülkelerde artık güvenli değildir. Örnek: Savaşlardan, Hastalıklardan, doğa Felaketlerinden ve  açlıktan  kaçması.
  2.  Kişilerin  yaşadıkları ülkelerde  kendi  kişisel  materyal ve  ekonomik  ihtiyaçlarını  yeteri  kadar  karşılanmaması( ekonomik nedenler).
  3. Çeşitli politik, ideolojik  düşüncelerin veya dini inançların yaşadığı ülkelerde baskı  altında  tutulması veya  yasaklanması.

Göç ülkelerdeki nüfus yapısını da  değiştiriyor. ABD ye  1962  yılına kadar  göç eden insanların % 82 si  Avrupa’dan gelen  kişilerden oluşuyordu.  Şimdi ise % 80 ni Latin Amerika ülkelerinden  ve Asya’dan  gelen  göçmenlerdir.  Almanya nüfusun  % 25 ni göçmenler ve  göçmen  hikayesi olan  insanlardan oluşuyor.

 

Çok değişik  bilim dalları  göçle  ilgileniyorlar. Yani interdisiplin  bilim dalı alanıdır.  Örneğin:  Ekonomi, Sosyoloji, Psikoloji, Politik, Hukuk, Yönetim, Tıp  vb.

Göçün  tek bir tarifi yoktur. Hoffman her yerdeki değişikliği göç olarak tarif ediyor.

Ronzani  Göçü; Kişilerin  bir  toplumsal sistemden diğer toplumsal  sisteme gitmesi ve  bununla  meydana gelen  direk ve endirekt ilişki ve  sistem değişikliği olarak tarif ediyor.

Bunun yanında  göçte  yer, zaman,  göçe neden olan  olaylar ve  göçün   büyüklüğü de önemlidir.

Göçteki yer dimensiyonu,  göçün  kırsal  alandan  şehre, bir  ülkeden  diğer  bir ülkeye  veya  bir kıtadan  diğer  bir kıtaya olan göçleri  değerlendirir.

Zaman dimensiyonunda  göçün; geçici veya  sürekli olduğunu  değerlendirir.

Diğer önemli  bir değerlendirme ise; ekonomik  nedenlerle veya  zorunlu nedenlerle  oluşan göçleri  ele alır.

Başka  bir değerlendirme ise; göçü bireysel, grup ve kollektif  olarak değerlendirir.

 

Göçün  Formları:

  1. İç Göç
  2. Enternasyonal Göç
  3. Zincirleme  şeklinde olan Göç

 

İç Göç,  bir ülkenin  içinde  oluşan  göçtür.  Örneğin Ülkenin içinde kırsal bölgeden metropollere veya  bir bölgeden diğer bölgeye olan  göçlerdir.

Enternasyonal Göç; iki ülke  arasında oluşan göçlerdir.  Örneğin  Türkiye’den  İsviçre’ye olan  göç.

Zincirleme Göç ise, bir  bölgedeki insanların  göç ettiklerinde, göç edilen  yerlerde , kendi tanıdıklarının yaşadığı bölgeye  gitmesi.  Örneğin Konya’nın Kulu  bölgesinden  bir çok insan İsviçre’ye   yakınlarının veya  tanıdıklarının  yaşadığı  bölgeye gidip  oraya yerleşmesi.

 

Göç olunca,  sosyolojik olarak ne  oluyor?

Göçmenlerle  göç alan  ülkedeki insanlar arasında  sosyal bir  ilişki  ve  etkileşme oluşur.  Buna  sosyal  Interaksiyon (iletişim) denir ve  insanlar birbiriyle  karşılaşıyor, birbirlerini etkiliyor birbirlerini yönlendiriyorlar,  ve  aynı zamanda  birbirlerine  reaksiyon  gösteriyorlar.  Bu  sosyal  etkileşme  kendisini rekabet, çatışma, akkomodasiyon ve  asimilasyon  şeklinde  gösteriyor ve  sonlanıyor.

Şekil 1

 

 

 

Rekabet  temel  sosyal  iletişimlerden bir tanesidir. Rekabet  tüm  canlılar arasında  oluşan  bir  olgudur.  Rekabet aynı  zamanda  çatışmalara  sebep olur. Çatışmalardan sonraki  safhası;  akkommodasiyon ve  asimilasyondur. Rekabet  yasalarla  ve  toplumsal kurallarla  bir nebze  kontrol altında tutulmaya  çalışılır.  Bununla  beraber  dengesizlik ve  eşitsizlik önlenmeye  çalışılır.  Bu  kontrol  aynı  zamanda   sonsuz  olmayan  kaynakların toplumsal olarak  eşit bölüştürülmesini ve  sosyal dengesizliği  önler. Rekabet aynı  zamanda  göçmenlerle  yerli halk arasında  çelişkilere, çatışmalara,  sosyal dışlanmaya,  ayrımcılığa, diskriminisasiyona(ayrımcılığa) ve  ırkçılığa  sebep olabiliyor.  Yerli halk  göçmenleri  kendine  tehdit olarak  algılamaya  başlıyor.

 

Çatışma;  Göçmen gruplarıyla yerli halk grupları arasında  rekabete varan bir  mücadele vardır, buna karşılık  çatışmada  gruplar arasında  ihtilaf  vardır.

Rekabet sürecinde sosyal ilişki ve  sosyal komünikasyon olması şart değildir. Bu süreç kişisel  temas  olmadan  olan  bir mücadeledir. Yani kişiler  birbirleriyle temasa geçmezler. Bu bilinçsiz olarak devam eder. Kişiler bu mücadelenin farkında değildirler. Çatışma  sürecinde ise, kişiler  direkt  temasta  bir  ilişki içerisindedirler. Bu  gruplar tarafından  bilinçli olarak algılanır ve  kişilerde derin emosiyonlara(his), gerginliklere sebep olur.  Bu çatışma sürecinde  rekabet  bilinçli olarak  algılanır, burada kişiler toplum içinde  sosyal statüsünü, yetkisini, üst-alt  kademe pozisyonunu kullanarak  bu  çatışmayı  yönetirler.  Rekabet ve  çatışmalar  iş yerindeki  bir takım  zorluklar, işin azalması,  tekniğin artması ve iş yerin kaybetme korkusu  gibi faktörlerden oluşan  iş problemleri  göçmenlere yansıtılıyor. Bu da göçmenlere karşı  mobbing, dışlama, ırkçılık ve diskriminasyonun artmasına neden oluyor. Bunlar da Göçmenlerde daha  fazla  psikolojik hastalıkların ortaya  çıkmasına  sebep olur.  İş yerindeki  baskılar; öfkeye,  sıkıntılara ve  iş yerini kaybetme korkusuna  sebep oluyor. Göçmenler  günah keçisi olarak  damgalanıyor.  İş yerindeki baskılar ve  göçmenlerle yerli  halktan olan  kişilerin arasındaki  çeşitli farklılıklar daha çok  çatışmalara neden olurken, bunun  sonucunda  iş yeri  güvenliği tehlikeye  girebilir.  Bu  çatışmalar daha  çok  farklılıklardan, iletişim bozukluklarından ve işe bakış açısından  dolayı oluşurlar.

 

Akkommodasiyon; Fransızcadan  gelen ve  uyum  anlamına gelen  bir kelimedir. Burada kişi  iç dünyasını  yeni doğan  şartlara  yeni  algılamayla uyum sağlamaya  çalışır.  Önce dış çevredeki  olaylara uyum  sağlar.  Örnek; Buzdolabı, TV, Araba ve  diğer  elektronik  eşyaların alınması ve kullanılmasıyla başlar. Bu da  kendisinde  bir  sevinç  yaratır. Sonra  iç dünyasının uyum sağlaması için  olayları yeniden değişik  algılaması ve değerlendirmesi  gerekir.

 

Akkulturasiyon:

Göçmenlerin  kendi kültüründen baskın  kültürün  etkisine girmesi  ve bu  göçmen ülkesindeki değer yargılarını ve kurallarını  alma veya benimseme sürecine  akkulturasiyon deniliyor. Bu  kendisini bireylerde değişik  şekilde gösteriyor. Bunlar şunlardır:

Asimilasyon

İntegration

Segration

Separation

Marginalisasiyon

Asimilasyon:

Akkulturasiyon  sürecinde göçmenler kendi kültürel identitesini ve değer yargılarını kaybederler. Bunun yanında  baskın olan Kültür  tarafından emilir. Yani Burda  Asimilasyon  sonunda  terk ettiği ülkesiyle olan  bağlantıları ve  kültürel değer yargılarını kaybeder. Kişi kültürel identitetini kaybettiği için oryantasyonu  kaybeder.  Aynı zaman  Asimilasyon  sonucunda Göçmenler  güven  duygusunu da  kaybederler.  Aynı zamanda  Asimilasyon süreci ve yeni kişiliğin tanımlanması  kişide korkuya  sebep olur. Bu olaylar sonucunda  Göçmenler psikolojik hastalıklara karşı daha hassas olurlar.

İntegrasiyon:

İntegrasiyonda  göçmenler  kendi  kültürel davranışlarını ve değer yargılarını   korur, bunun  yanında geldiği  ülkenin  değerlerine de  pozitif bir bakış kazanır. Ülkenin  dilini, kültürünü, değer  yargılarını ve  tarihini  öğrenir, ülkede olan bitenleri  algılar.

Diğer önemli  bir unsur ; Göçmenler  entegre olmak ve  topluma  uyum  sağlamak istiyorlar. Fakat bu  süreçte  yerli  toplumda  yaşadığı;dışlama, ayrımcılık, ırkçılık ve  yerli  toplumun toleranssız  davranması, bir çok göçmen   bu  süreci  kesip integrasiyonu ve uyumu yarıda  bırakıyorlar.  İntegrasiyon; bir sistemin bütün  parçaların  birbiriyle  uyum içinde  olursa, bu  sistem iyi çalışır ve  uyum  sağlanır.  İntegrasiyonda  karşılıklı olarak ilişkiler  birbirini etkiler.  Benim  Avrupa’da gözlemlediğim kadarıyla, Avrupalıların bütün  bir çoğu; Göçmenlerin  integre olmasına daha   tam hazır değildirler. İntegrasiyon süreci  değişikleri ve  eşitliği beraberinde getiriyor.  Avrupalılar bunu vermeye  hazır değildirler. Yani yerli toplum bir  şeyleri kazanıyor ve  bir şeyler kaybediyor. 29 yıl Almanya’da  yaşadım  ve çalıştım. Burada  gözlemlediğim kadarıyla, Göçmenler Alman toplumunda  aidiyet duygusu alamıyor. Sürekli toplumun  her kademesinde  ‘ sen bize  ait değilsin,  sen Alman  değilsin, sen  yabancısın’ duygusu veriliyor. Bunun sonucunda Göçmenler  kendilerini toplumun  bir parçası olarak  görmüyorlar ve  integrasiyon için olan motivasyonu  kaybediyorlar.

Yerli halktan büyük  bir kısmı  göçmenlerin İntergrasiyonundan  korkuyorlar.   Canlıların genel  yapısında  her değişiklikten  ve kendisine yabancı olan bir olgudan hep korkulur ve  kendisini koruma  dürtüsüyle  hareket ederler. Burada  kendi iş yeri kaybetme  korkusu, finansal  değişiklik korkusu gibi  korkularından dolayı   göçmenlerin integre edilmesinden  korkulur. Göçmenlerin integrasiyonu  iki yönlüdür. Yerli Halk ve Göçmenler.  İki taraf da  kendisine  düşeni yapmalıdır.

Yerli  toplum göçmenlerin  integrasiyon zeminini hazırlamalı. Göçmenler de  integrasiyon için  motive olmalı ve  integrasiyon için  her şeyi  yapmalıdırlar. Yani  yaşadığı toplumun  dilini, toplumun  kurallarını öğrenmeli, toplumda  olan  bitenlerden haberdar olmalı, yaşadığı  toplumun tarihi gibi  konuları  öğrenmeli ve toplumu  anlamaya  çalışmalı.

 

Segregasiyon ve  Separasiyon:

Burda  dıştan gelen  baskıyı azaltmak için;  azınlık grup  ya  kendi isteğiyle yada yasaların zoruyla ve  sosyal baskıları azaltmak için baskın ve  çoğunluk toplumdan geri çekilmesi ve  kendi  arasında  kalmasına  sepregasiyon  ve  separasiyon denir. Burada kişiler eğer toplumsal  baskı  sonucundan dolayı  çoğunluk toplumdan geri çekilip kendi  arasında  kalırsa bu  sepregasiyon,  buna karşılık kendi  isteğiyle ve  bilinçli olarak çoğunluk toplumun  kültüren  isteğinde kalmamak için  geri çekilip kendi arasında  yaşamasına seperasiyon denir. Geri çekilme ve  kendi aralarında  yaşama, gettolaşmaya ve  paralel toplumun  oluşturulmasına  sebep oluyor. O zaman bütün ihtiyaçlarını kendi aralarında  gidermeye çalışırlar, Cafeler, Restoranlar, Alış veriş  merkezleri,  Cami, vb. Bu  örnekler  Almanya’nın   büyük metropolleri  Berlin, Köln, Duisburg şehirlerinde  mevcuttur.  Göçmenlerle  yerli halk birbirleriyle  değil, yan yana yaşıyorlar. Burada  psikolojik olarak  göçmenler kendi  kültürel  değer yargılarını kaybetmekten  ve  bunun  sonucunda  asimile  olmaktan  korktukları için  kendi kabuğuna çekilip kendi  aralarında  kalıyorlar.  Köklerine bağlı  kalmak;  bu  onlara emniyet duygusu, güven ve  aşinalık  duygusu verir.  Genel  olarak  insanlar  her değişikliğe  şüpheyle ve  korkuyla  bakarlar.

 

Marginasiyon:

Marginasiyonda; Göçmenler hem kendi  kültürlerine olan bağı kaybetmiştir, hem de yaşadığı yerli toplumla ilişkiyi kaybetmiştir. Çatısız bir ev gibi.  En  kötü  çatılı ev, çatısız evden daha  iyidir.  Yaşamın gidişinde Yabancılaşma gelişir  ve kimliğini  kaybeder. Bu da  kişide  bir oryantasyon  bozukluğuna  sebep olur.  Yani kişi hangi  yöne  gideceğini bilmiyordur. Bu oryantasyon bozukluğu  kişinin kişilik oluşumunda  negatif etkiler oluşturur. Bu durumdaki  Göçmenlerin  kendi kişiliğini tanımlamasında ve yaşadığı toplumda bir  duruşu ve bağı olmaz. Bu  şartlarda  büyümüş kişilerin  iç kaynakları  ya  yoktur yada çok zayıftır. Bu insanların  psikolojik rahatsızlıklara yakalanma rizikosu daha fazladır, örneğin  ağır psikotik durumlar,  madde bağımlığı, ağır kişilik bozuklukları ve  sosyal uyum bozuklukları böyle kişilerde daha fazla ortaya çıkar. Yaşadığı Toplum tarafında kabul görmeyen Göçmenler  kendilerine bir yön arayışına  girerler. Genelikle  kendilerini  radikal grupların içerisinde bulurlar. Bu radikal gruplar içerisinde  onlarda eksik olan  oryantasyon ve  aidiyet duygusu bulurlar. Toplumda kabul görmeme, sosyal dışlanma ve ayrımcılık gibi duygulardan dolayı yaşadığı topluma karşı öfke ve  nefret  geliştirirler. Radikal gruplar bu durumda olan göçmenlerdir. Kolay  kendilerine  çekerler. Radikal gruplar  ‘Biz duygusu’  ve  bir identitet vererek, kendi amaçları için  bu gruptaki Göçmenleri kolay kullanırlar.Buna  örnek olarak radikal İslam gruplarını verebiliriz. Göç alan ülkelerin  göçmenlere  aidiyet duygusunu vermesi, göçmenlere ayrımcılığın yapılmaması ve  göçmenleri dışlamaması gerekir.  Göçmenlerin  entegre olması için gerekli zemini hazırlaması gerekir ki bu marjinasiyon önlenebilsin. Göçmenler de entegre olmak için  motivasyonunu kaybetmemesi lazım ve entegrasyon  onların gelecekteki yaşamının temel taşı olur.

 

Göç ve  Göçün  Psikolojik Etkileri

 

Salman Akthar  göçü psikolojik  olarak şöyle  tarif ediyor; bir ülkeden  diğer ülke bir ülkeye   gitmesi sonucunda oluşan bir  psikolojik  süreçtir. Bu  süreç kişinin  kişiliğini  anlamlı şekilde  etkiler.  Göçmenler  göçün sonucundan  bir takım  kayıplara uğrar. Bunun yanında kaybettiklerinin yerini  yeni ülkede dolduramıyor. Örneğin  alıştığı  yemekler, dinlediği  Müzik,  sosyal ilişkileri, konuştuğu  dili, sahip olduğu  değer yargıları, sosyal rolleri, mesleği, konuştuğu dilin  fonksiyon  görmemesi ve  identitet kaybı.   Bunun sonucunda  Köksüzleşme ve yabancılaşma oluşur. Bu da,  aşırı  güvensizliğe ve oryantasyon bozukluğuna  sebep olur.  Her şey göçmene  yeni ve yabancıdır. Diğer taraftan da sahip olduğu  sosyal  ve  kültürel  değerlerin fonksiyon etmediğini görür, sosyal rollerini kaybeder ve geldiği ülkede  dil bilmemesi  bu yeni geldiği ülkede desosyalizasyona sebep olur. Bunun sonucunda  göçmen, yeniden   yeni bir oryantasyon ve  sosyal  rollerin  tanımına  ihtiyaç duyar.  Buna  yeni Sosyalizasiyon  denir. Bu da var olan  aşırı güvensizliği ve  oryantasyon bozukluğunu artırır. Yani bir taraftan ülkesini terk etmesi  sonucunda  Köksüzleşme ve Yabancılaşma, diğer taraftan yeni  geldiği ülkede  Desosyaliyasiyon oluşur. Bu Köksüzleşme -Yabancılaşma ve  Desosyalizasiyon  aşırı Güvensizliğe  ve oryantasyon bozukluğunu artırır(doppelt).  Bu da  korkuya  sebep olur. Bu korku zeminde  psikosomatik ve  psikolojik rahatsızlıklar gelişir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sağlık: WHO örgütü sağlığı, kişinin  bedensel,  ruhsal ve sosyal tam iyilik halidir diye tanımlıyor. Yalnız hastalığın olmaması hali değildir.

İnsan sosyal  bir varlıktır. Sosyal varlık olduğundan dolayı toplum içinde yaşaması  gerekiyor. Bu bir elzemdir. İnsan  toplum içinde olmayan ve grupsuz  bir yaşamı  sürdüremez.    Pozitif insani sosyal ilişkiler  bedensel ve  ruhsal sağlığın  temelini oluşturur. İyi bir sosyal ağ sağlığı  korur.Yeterli ve tatmin edici  iletişim, kişiyi  sıkıntılardan korumayı kolaylaştırır,  Stresin zararlı etkilerinden korur ve aynı zamanda  yalnızlık duygusunu   ve  sıkıntıları ve yüklerini azaltır, ağrıları azaltır ve   kızgınlığı dağıtır. Çocukların  bedensel ve  ruhsal  gelişimi için ,  sosyal ilişkiler elzemdir.  Yurtlarda ve  hastanelerde  kalan çocukların bedensel ve ruhsal gelişimleri  diğer  normal  ailelerde   yaşan  çocuklara göre  geri kaldığını yapılan  araştırmalarda  tespit edilmiştir. İyi  sosyal ilişkileri olan kişiler,  tehlikeli ve sıkıntılı anları daha  kolay geçirirler.  Yeterli  ve tatmin edici  sosyal ilişkileri olmayan kişiler daha  kolay depresyona ve  psikosomatik rahatsızlıklara  yakalanırlar.  Savunma  mekanizması zayıflar ve diğer kolay hastalıklara  yakalanma riski artar. İş  yerindeki  sosyal ilişkiler  kişilerin iş verimlerini ve   çalışma(iş)  zevkini  artırır. Sosyal ilişkilerin önemini şöyle sıralayabiliriz:

  • Kişiyi sağlıklı kalmasını  sağlar,
  • Kişileri  başka  bir  düşünceye getirir,
  • Yalnız olmadığını duygusunu  sağlar,
  • Kişilerin problemlerin çözülmesinde yardımcı olur,
  • Sıkıntılardan kurtulmasını hızlandırır,
  • Stresin azalmasını  sağlar,
  • Güven duygusunu sağlar,
  • Kişiye bir  şeye yaradığı duygusunu sağlar,
  • Kişiye teselli duygusunu sağlar.
  • Kişiye yeni önemli  bilgileri olmasını temin eder,
  • Kişiye bilgilerin ve  tecrübelerin birbirleriyle  değiştirmesini sağlar,
  • Kişi sosyal iletişimde aynı zamanda  kabul edilme duygusunu,  değer verildiği duygusunu yaşar. Bu da  kişinin öz güvenini  artırır.

 

Kimin  yanında  kendimi olduğum gibi  hissederim?

Kimden  yardım rica edebilirim veya  yardım alabilirim?

Kimle  ortak  bir şeyler yapabilirim ve  aynı zamanda onunla  gülebilirim?

Kiminle  benim için  önemli konuları konuşabilirim?

 

Bu saydığımız  sosyal ilişkiler  göçmenler  başta olmak üzere insanların  büyük çoğunda  fonksiyon  göremezler. Bu da  Korku ve  güvensizliği artırır. Korku  ve güvensizlik  birtakım psikolojik  bozuklukların  ortaya  çıkmasına neden olabildiği gibi bazen de  hızlandırır.

Bunun yanında   göçmenler göçmenlikten dolayı bir çok risk faktörlerine  sahiptirler. Bu risk faktörleri göçmenlerin sağlığını tehdit etmektedirler. Bunları  şunlardır:

  • Aile içindeki yaşam,
  • Göçten dolayı olan ayrılıklar ve parçalanan aileler,
  • Göçün etkileri ve  sonuçları,
  • Göçten dolayı  konuştuğu  dilin  geldiği ülkede  fonksiyon  görmemesi,
  • Göçten dolayı sahip olduğu mesleğini kaybetmesi,
  • Ana okulunda ve okuldaki  eşitsizlikler ve ayrımcı  uygulamalar,
  • Yerli halktan daha kötü  evlerde  oturması,
  • Kötü iş yerlerinde ve daha  ağır  ve zor olan  şartlarda çalışma zorunluğun olması,
  • Yaşamda oluşan akut olayların  daha çok olması ve  uzak olduğundan dolayı yerinde  müdahale etme  imkanının az olması ve  bunun sonucunda yasın iyi tutması,
  • İşsizliğin yerli  halktan  daha  fazla olması,
  • Yerli Halkın göçmenlere  karşı ön  yargılı olmaları,
  • Ayrımcılık, Yabancı düşmanlığı ve Irkçılık.

Migrasiyon(Göç).-Stres-Teorisine göre, Göç  insanın  yaşamından  büyük bir stres olarak değerlendirilir ve bu göçmenlerde  büyük psikolojik zorluklar (psikolojik baskıları- yükleri))  yaratıyor. Bunun yanında  Göçmenleri koruyan faktörlerin  yeterli olmaması(kişisel  donamın az olması, ailesel, toplumsal ve  ekonomik desteklerin yetersiz oluşu), psikolojik rahatsızlıkların  ortaya  çıkmasına  sebep olur. Göçten dolayı sosyal ve  kültürel değişiklikler oluşur. Bu değişiklikler aynı zamanda kendisiyle  beraber  gerginlikleri ve  çatışmaları getirir. Göçmenlere böyle  bir durumda  yardımcı olan  sosyal ve  bireysel kurumlar azdır, yani kendilerine dayanacak  bir  yer  bulamazlar. Bu onların  sağlıklarını  tehdit ediyor. Bu  şartlarda psikolojik bozukluklar  daha  çok ortaya  çıkar. Bunların  başlarında  uyum bozuklukları, depresif bozukluklar, Korku  bozuklukları,  madde ve diğer bağımlık bozukluklar,  psikosomatik ağrılar, kişilik bozukluklar ve psikotik durumlar oluşur.

Göçten dolayı oluşan ayrılığın Çocuklar üzerindeki etkileri ve  Psikolojik rahatsızlıkları

 

Mesleki hayatımda  Erkeklerin çok  değişik psikolojik  rahatsızlıklarının olduğunu tespit ettim.  Çoğunlukla bu  rahatsızlıkları bir yere koyamıyordum. Bir gün  bir hasta  şöyle sıkıntılarını dile getirdi:’Biz Almanya’nın  öksüz çocuklarıyız. Çünkü  anne ve babalarımız hem var, hem yok gibi bir durumdayız. Biz onlara  ihtiyaç duyduğumuzda  yoklar. Ama  biliyoruz ki; onlar yaşıyorlar’. Bu  beni daha hassas yaptı. Bu Hastalara yöneldim. 33 Hastayla bir intervü yaptım. Bu arıştırma  Mazı2. Ekim 2009 tarihler  arasında  Almanya’nın  Solingen şehrindeki muayenehanede yapıldı.  Bu hastalar 3-14 yaşlarında iken, babaları Türkiye’den Almanya’ya  çalışmak için  göç etmişler.  Bu hastalar  çocuk iken babalarını yalnız  izin esnasında  görmüşler ve  kısa  süreli  ilişkileri olmuş.

      

   Yaş grupları

 

 

Hasta sayısı

             3-5         15
            6-10         12
           11-14          6
         Toplam       33

 

Tabela: Hastaların yaş grupların dağılımı(Babaları bu esnada  Almanya’da).

 

 

 

 

      

   Yaş grupları( Muayene  esnasındaki yaş grupları)

 

 

Hasta sayısı

             25-34           8
              35-44         13
              45-54          12
         Toplam         33

 

Hastaların  muayene esnasındaki yaş gruplarının dağılımı

Bu hastalar aşağıdaki şikayetleri dile getirmişler:

 

  • Uyku bozukluğu(uymada zorluklar ve sık sık uykudan uyanmalar)
  • Üzüntü ve depresif duygular
  • Yorgunluk ve tükenmişlik
  • İlgisizlik ve Keyifsizlik
  • Sevinç kaybı
  • Umutsuzluk
  • Karar vermede zorluklar
  • Öz güven kaybı veya Öz güven azalması
  • Kendini değersiz bulmak
  • Erken sinirlenme, kızgınlık ve öfke
  • Düşük impuls (dürtü) kontrolü
  • Hayır diyememe
  • Konsantrasyon bozukluğu
  • Unutkanlık ve hafıza bozuklukları
  • Düşüncelerin kafaya  çok takılması
  • Çeşitli ağrılar
  • Kötü rüyalar
  • Sosyal izolasyon
  • İnsanlara olan  güvenin kaybolması.

 

Bu konuşmalarda şu kişilik  özellikleri  derinleştirildi:

  • Gerginlik ve kaygı
  • Aşığılık kompleksi
  • Ret edilmekteki zorluklar
  • Tanınma ve onay arayışlarına  girmek
  • Sosyal davranışlardan kaçınma
  • Erken kırılma ve  alınma
  • Terk edilme korkusu ve kayıp korkusu
  • Kronik iç boşluğu ve ümitsizlik
  • Kendini iddia etmeme
  • Eşlere bağımlılık
  • Öz sorumluluk azlığı
  • Kendisine karşı nefretin olması.

 

       Kişilik Bozuklukları Belirtileri Hasta Sayısı %
       Gerginlik ve kaygı 22 66,66
       Aşığılık kompleksi 27 81,81
       Ret edilmekteki zorluklar 28 84,84
       Tanıma ve  onay arayışlara  girmek 24 72,72
       Sosyal davranışlardan kaçınma 31 93,93
       Erken  kırılma ve  alınma 32 96,96
       Terk edilme  korkusu ve kayıp korkusu 21 63,63
       Eşlere bağımlılık 27 81,81
       Öz sorumluluk azlığı 23 69,69
       Kendisine  karşı nefretin olması 24 72,72
       Kendini iddia etmeme 31 93,93

 

Hastaların kişilik bozukluklarının  semptomlarına  göre dağılımı

 

Diagnozlar( Teşhis edilen Rahatsızlıklar)

Tespit edilen  Psikolojik Bozukluklar)

Hasta Sayısı %
       F32 ve F33: depresif Bozukluklar( bir sefer veya tekrarlayan depresif  bozukluklar) 26 78,78
       F41.1 Korku  Bozuklukları 12 36,36
       F43.1 Stres  sonucu oluşan  Bozukluklar  8 24,24
       F45.0 Psikosomatik Bozukluklar 27 81,81
       F10 ve F19 Madde  bağımlı Bozukluklar 18 54,54
       F60 ve F61.0 Kişilik Bozuklukları 33 100

 

Hastaların  hastlalıklarına  göre dağılımı

 

 

      Kişilik Bozuklukları Hasta Sayısı %
       Emosiyonal stabil olmayan Kişilik Bozuklukları 5 15,5
       Kendisine güvenmeyen Kişilik Bozukluğu 8 24,4
       Bağımlı Kişilik Bozukluğu  7 21,2
       Kombine  Kişilik Bozukluğu 10 30,3
       Narsist Kişilik Bozukluğu 3 9,09

 

Tespit edilen  kişilik Bozuklukların dağılımı

 

Bu rahatsızlıkların  psikodinamiği:

Bu hastalar babalarını  çok nadiren  görmüşler ve onlarla ilişkileri çok  yüzeysel düzeyde  kalmış.  Bazen 3,4 yıl içinde  bir kez  görmüşler.  Bazıları yalnız  mektupla  babalarıyla iletişimde kalmışlar.  Sonra da  babalarını  tanımışlar ve  birçoğu  babalarını  yabancı olarak yaşadılar.  Bu  çocukların  büyük kısmı  küçük yaşta  kendilerine, hem de  kardeşlerine karşı erken  sorumluluk almak  zorunda  kaldılar. Babalarından uzak kalmaları  onların  babalarıyla olan  ilişkilerini  negatif  etkiledi. Babaların  yokluğundan  dolayı  çocuklarda  babalarına karşı hüsran ve öfke duyguları oluşuyor. Babalarına olan  ihtiyaç duyduğu zaman yoktular.  Bunu  çocuk olarak  anlamıyorlar. Aynı zamanda  babalarına  karşı olan  hüsran ve  öfke duyguları  gittikçe artıyor.  Bu  şartlar altında  babalarıyla  sağlıklı  bir  ilişki kuramıyor ve   kendisini de sağlıklı geliştiremiyor.  Bu  kişilerde merkezde   Öz değer problematiği duruyor. Burada kişi zaman zaman  kendine   aşırı  değer  veriyor ve kendisini büyük  görüyor,  zaman zaman da  kendini  değersiz, yeteneksiz, bir şey  yapamaz  duygusuna  kapılır. Bu stabil olmayan  emosiyonal  bazda  güvensiz, korkak, bağımlı ve narsist kişilik yapıları gelişir.  Bu zeminde   depresif bozukluk  gelişir. Bir kısım hastalar madde bağımlılığı yapan  maddeler  alıyor. Bunu  iç dünyalarında oluşan gerginlik ve  sıkıntıları bastırmak için  kullanıyorlar. Buda  kişiliklerinde  oluşan  dengesizliği dengelemeye ve  depresif  oluşumu bastırmaya yöneliktir.

Ayrıca  bu kişiler kendi  iç dünyasındaki sıkıntı ve gerginlikleri azaltmak ve  başkalarından  takdir  ve  onay  görmek için  çok   çalışırlar. Bu suretle  geçici olarak  durumlarını  kompense( stabil) ederler.  Fakat  kayıp olaylarında(iş kaybı, Ölüm olaylarında,  eşlerin  terk  etme durumlarında ekonomik  sıkıntılarda)  genellikle  depresif  reaksiyonlar,  psikolojik ağrılar ve korkularla kendisini gösterir.

Share your thoughts